Yalnızlık Hissi: İnsan Neden Kendini Yalnız Hisseder?

Yalnızlık hissi, kişinin ihtiyaç duyduğu sosyal veya duygusal yakınlığı yeterince deneyimleyemediğini hissetmesiyle ortaya çıkabilir. Bu yazıda insanların neden kendilerini yalnız hissedebildiğini, sosyal ve duygusal yalnızlık arasındaki farkı, bağlanma stillerinin yalnızlıkla ilişkisini ve yalnızlık hissiyle nasıl baş edilebileceğine dair bilgiler bulabilirsiniz.
yalnizlik-hissi

Yalnızlık Hissi Nedir?

Yalnızlık hissi, kişinin ihtiyaç duyduğu sosyal veya duygusal yakınlığı yeterince deneyimleyemediğini hissetmesiyle ortaya çıkabilen bir duygudur. Kişinin çevresinde insanların olması, yakın ilişkilerinin bulunması veya fiziksel olarak yalnız olmaması bu duyguyu yaşamayacağı anlamına gelmez. Bu nedenle yalnız olmak ile yalnız hissetmek aynı şey değildir.

Yalnızlık bazen kişinin birlikte vakit geçirebileceği veya ortak ilgi alanlarını paylaşabileceği sosyal ilişkilerin eksikliğiyle ilişkiliyken, bazen de mevcut ilişkilerde yeterince anlaşılmadığını, yakınlık kuramadığını veya kendisini ait hissedemediğini düşünmesiyle ortaya çıkabilir. Bu nedenle yalnızlık hissi kişiden kişiye farklı biçimlerde yaşanabilir.

Zaman zaman yalnız hissetmek yaşamın doğal bir parçasıdır. Ancak bazı kişilerde yalnızlık daha uzun süre devam edebilir ve ilişkiler içinde dahi tekrar eden bir duyguya dönüşebilir. Bu noktada kişinin yaşadığı yalnızlığın nasıl bir yalnızlık olduğunu ve bu duygunun hangi durumlarda ortaya çıktığını anlamak önemlidir.

İnsan Kendini Neden Yalnız Hisseder?

İnsan kendini yalnız hissettiğinde bunun nedeni her zaman çevresinde yeterince insan olmaması değildir. Yalnızlık; anlaşılmadığını veya yeterince önemsenmediğini hissetmek, ilişkilerde ihtiyaç duyduğu yakınlığı ve sıcaklığı bulamamak, kendisini bir gruba ait hissedememek ya da ortak ilgi ve deneyimleri paylaşabileceği ilişkilerin eksikliğini yaşamak gibi farklı nedenlerle ortaya çıkabilir.

Bazen yalnızlık yaşam koşullarıyla ilişkili ve geçici olabilir. Yeni bir şehre taşınmak, yakın olunan kişilerden uzak kalmak, bir ilişkinin sona ermesi veya sosyal çevrenin değişmesi kişinin bir dönem daha yalnız hissetmesine neden olabilir. Bazı kişiler ise çevrelerinde insanlar ve yakın ilişkileri olmasına rağmen yalnızlık hissini daha sık veya daha yoğun yaşayabilir.

Bu durumda yalnızlık yalnızca kişinin sahip olduğu ilişkilerin sayısıyla değil, bu ilişkilerde nasıl hissettiğiyle de bağlantılıdır. Kişinin yakınlık kurma biçimi, ilişkilerden beklentileri, kendisi ve diğer insanlar hakkındaki düşünceleri ve geçmiş ilişkisel deneyimleri yalnızlığı nasıl yaşadığını etkileyebilir.

 

Sosyal Yalnızlık ve Duygusal Yalnızlık

Yalnızlık hissi herkes için aynı deneyimi ifade etmeyebilir. Kişi çevresinde yeterince insan olmadığı için yalnız hissedebileceği gibi, çevresinde insanlar olmasına rağmen yakınlık ve anlaşılma ihtiyacının karşılanmadığını düşündüğü için de yalnız hissedebilir. Bu açıdan yalnızlık, sosyal yalnızlık ve duygusal yalnızlık olarak iki farklı biçimde ele alınabilir.

Sosyal yalnızlık, kişinin kendisini ait hissedebileceği, ortak ilgi alanlarını paylaşabileceği veya birlikte zaman geçirebileceği yeterli sosyal ilişkiye sahip olmadığını hissetmesiyle ilişkilidir. Kişi bir sosyal çevrenin parçası olmadığını, çevresindeki insanlarla yeterince ortak noktası bulunmadığını veya sosyal olarak dışarıda kaldığını hissedebilir. Yeni bir şehre taşınmak, sosyal çevreden uzaklaşmak ya da yaşam koşullarının değişmesi gibi durumlar da sosyal yalnızlık hissini artırabilir.

Duygusal yalnızlık ise sosyal ilişkilerin sayısından çok bu ilişkilerde hissedilen yakınlık ve bağın niteliğiyle ilgilidir. Kişinin çevresinde arkadaşları, ailesi veya bir partneri olsa bile kendisini anlaşılmamış, duygusal olarak uzak veya yeterince yakınlık kuramamış hissetmesi mümkündür. Bu nedenle duygusal yalnızlık, fiziksel olarak yalnız olmakla aynı şey değildir; kişi kalabalıklar içinde veya yakın ilişkilerinin içerisinde de yalnız hissedebilir.

Sosyal ve duygusal yalnızlık birbirinden tamamen bağımsız değildir ve kişi zaman zaman her ikisini birlikte yaşayabilir. Ancak bu ayrım, kişinin “yalnızım” derken aslında hangi ihtiyacının karşılanmadığını anlamasına yardımcı olabilir.

 

Bağlanma Stilleri ve Yalnızlık Hissi

İnsanların yakın ilişkilerde kendilerini ne kadar güvende hissettikleri, yakınlık kurma biçimleri ve başkalarından destek alma konusunda ne kadar rahat oldukları birbirinden farklı olabilir. Bu farklılıkları anlamamıza yardımcı olan yaklaşımlardan biri Bowlby’nin geliştirdiği Bağlanma Teorisi’dir.

Bağlanma, kişinin kendisi için önemli olan kişilerle kurduğu duygusal bağ ve özellikle ihtiyaç duyduğu zamanlarda yakınlık, güven ve destek arama biçimiyle ilişkilidir. Erken dönemde bakımverenlerle yaşanan ilişkisel deneyimler, kişinin yakın ilişkiler ve kendisi hakkında geliştirdiği beklentilerin şekillenmesinde rol oynayabilir. Bununla birlikte bağlanma örüntülerini yalnızca annenin davranışlarına veya tek bir çocukluk deneyimine bağlamak doğru değildir. Çocuğun mizacı, farklı bakımverenlerle kurduğu ilişkiler ve yaşam boyunca edindiği sonraki ilişkisel deneyimler de bu örüntülerin gelişiminde etkili olabilir.

Bağlanma örüntüleri genel olarak güvenli, kaygılı ve kaçıngan bağlanma biçimleri üzerinden ele alınabilir. Güvenli bağlanma örüntüsünde kişi yakınlık kurmayı ve ihtiyaç duyduğunda destek almayı daha rahat deneyimleyebilir. Kaygılı bağlanma örüntüsünde ilişkideki kişinin uzaklaşması, sevgisinin azalması veya ilişkinin sona ermesiyle ilgili kaygılar daha fazla ön plana çıkabilir. Kaçıngan bağlanma örüntüsünde ise kişi yakınlık ve başkalarına ihtiyaç duyma konusunda daha mesafeli davranabilir ve zorlandığında kendi kendine yetmeye daha fazla önem verebilir.

Bu örüntüler yalnızlık deneyimini de etkileyebilir. Örneğin yakın ilişkilerde reddedilme veya terk edilme konusunda yoğun kaygı yaşayan bir kişi, ilişkisi devam ettiği halde karşısındaki kişinin sevgisinden veya ulaşılabilirliğinden emin olmakta zorlanabilir. Yakınlıktan uzak durmaya eğilimli bir kişi ise kendisini korumak için ihtiyaçlarını paylaşmaktan, destek istemekten veya duygusal olarak yakınlaşmaktan kaçınabilir. Her iki durumda da kişinin çevresinde insanlar bulunmasına rağmen ihtiyaç duyduğu duygusal yakınlığı yeterince deneyimleyememesi mümkün olabilir.

Bu nedenle bağlanma stilleri ile yalnızlık arasında bir ilişki bulunabilir; ancak kişinin bağlanma stilinin yalnızlığı tek başına belirlediğini söylemek doğru olmaz. Yalnızlık kişinin mevcut ilişkileri, yaşam koşulları, sosyal çevresi ve farklı psikolojik süreçlerle birlikte değerlendirilmelidir.

duygusal-yoksunluk

Yalnızlık Hissi Neden Uzun Sürebilir?

Yalnızlık bazı dönemlerde yaşam koşullarının değişmesiyle ortaya çıkıp zamanla azalabilir. Ancak bazı kişilerde yalnızlık hissi daha uzun süre devam edebilir. Bunun nedeni yalnızca kişinin yeterince sosyal ilişkiye sahip olmaması olmayabilir; kişinin ilişkilerde yaşadığı deneyimler, kendisi ve diğer insanlar hakkındaki beklentileri ve yalnızlıkla başa çıkma biçimi de bu duygunun sürmesinde etkili olabilir.

Bazı kişilerde tekrar eden duygusal yalnızlık deneyimi, yakın ilişkilerde ihtiyaç duyduğu ilgi, anlaşılma ve desteğin karşılanmayacağı beklentisiyle de ilişkili olabilir. Şema Terapide bu tür beklentiler duygusal yoksunluk şeması ile ilişkili olarak ele alınabilir.

Uzun süredir yalnız hisseden bir kişi zamanla ilişkilerinde reddedilmeye, dışlanmaya veya anlaşılmamaya karşı daha hassas hale gelebilir. Örneğin karşısındaki kişinin mesafeli davranmasını kendisinin istenmediğinin bir göstergesi olarak yorumlayabilir veya yakınlaşmaya çalıştığında reddedileceğini düşünebilir. Bu tür beklentiler kişinin yeni ilişkiler kurmasını, mevcut ilişkilerinde ihtiyaçlarını ifade etmesini veya başkalarından destek istemesini zorlaştırabilir. 

Kişi kendisini korumak amacıyla insanlardan uzaklaştığında veya yakınlık kurmaktan kaçındığında kısa vadede reddedilme ya da hayal kırıklığı yaşama ihtimalinden de uzaklaşmış olur. Ancak uzun vadede bu durum ihtiyaç duyduğu yakınlığı deneyimleyebileceği ilişkilerin oluşmasını zorlaştırabilir. Böylece yalnızlık hissi, kişinin ilişkiler hakkındaki olumsuz beklentilerini güçlendirirken bu beklentiler de yalnızlığın devam etmesine katkıda bulunan bir döngü oluşturabilir. 

Yalnızlık Hissiyle Nasıl Baş Edilebilir?

Yalnızlık hissiyle baş edebilmek için öncelikle kişinin yaşadığı yalnızlığın neyle ilişkili olduğunu anlaması önemlidir. Sosyal ilişkilerin azlığı nedeniyle yaşanan yalnızlık ile çevresinde insanlar olmasına rağmen yakınlık ve anlaşılma eksikliği nedeniyle hissedilen yalnızlık aynı ihtiyaçlara işaret etmeyebilir. Bu nedenle yalnızlıkla baş etmek her zaman yalnızca daha fazla sosyalleşmek anlamına gelmez.

Sosyal yalnızlığın ön planda olduğu durumlarda kişinin yeni ilişkiler kurabileceği ortamları artırması, ortak ilgi alanlarını paylaşabileceği insanlarla iletişim kurması veya mevcut sosyal ilişkilerini güçlendirmesi yardımcı olabilir. Burada amaç mümkün olduğunca fazla insanla ilişki kurmak değil, kişinin kendisini ait hissedebileceği ve yaşamında yer vermek istediği ilişkiler oluşturabilmesidir.

Duygusal yalnızlıkta ise kişinin mevcut ilişkilerinde neyin eksik olduğunu anlamak daha önemli olabilir. Yakınlık kurmakta, ihtiyaçlarını ifade etmekte, destek istemekte veya kendisini başkalarına açmakta zorlanıp zorlanmadığına bakılabilir. Aynı zamanda “Nasıl olsa anlaşılmayacağım”, “İnsanlara güvenirsem sonunda hayal kırıklığına uğrarım” veya “Kimse benimle gerçekten ilgilenmez” gibi beklentilerin ilişkilerde nasıl bir etkisi olduğu üzerinde durulabilir.

Bazı durumlarda kişi yalnızlıktan korunmaya çalışırken farkında olmadan bu duygunun devam etmesine katkıda bulunan davranışlar geliştirebilir. Reddedilmekten çekindiği için insanlardan uzaklaşmak, yakınlaşma fırsatlarından kaçınmak veya ihtiyaç duyduğu halde destek istememek kısa vadede kişiyi zorlayıcı duygulardan koruyabilir. Ancak uzun vadede ihtiyaç duyduğu ilişkileri kurmasını ve ilişkiler içerisinde farklı deneyimler yaşamasını da zorlaştırabilir.

Yalnızlık hissi uzun süredir devam ediyor, farklı ilişkilerde tekrar ediyor veya kişinin yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa, bu örüntüler psikoterapi sürecinde de ele alınabilir. Terapide kişinin yalnızlık yaşadığı durumları, ilişkilerden beklentilerini, yakınlık kurma biçimini ve yalnızlığı sürdürebilecek düşünce ve davranışlarını anlamak; ihtiyaç duyduğu ilişkileri kurabilmek ve mevcut ilişkilerinde farklı yollar deneyebilmek üzerinde çalışılabilir.

Yalnızlık hissi uzun süredir devam ediyor veya ilişkileriniz içerisinde tekrar eden bir örüntü haline geliyorsa, bu deneyimi ve altında yer alabilecek süreçleri psikoterapide ele almak mümkün. Psikoterapi süreci ve çalışma yaklaşımım hakkında daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak: Karakuş, (2012). Ergenlerde Bağlanma Stilleri ve Yalnızlık Arasındaki İlişki.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir